DÜN GECE...



İlk kez bir göktaşını bu kadar yakından gördüm.

Marmara üzerinden epeyce dar açıyla gelip upuzun kuyruğuyla, ışıklar, kıvılcımlar, dumanlar saçarak birkaç saniye içerisinde karşı binanın arkasında kayboldu. Kartaltepe'nin, en çoğu Veliefendi'nin oralara düştü sanki. Belki de çok daha yakına...

Aşırı nemli bu gökyüzünde, alevinin kızılını sarısını, kıvılcımlarını, dumanlarını, bitmek bilmeyen kuyruğunu gayet belirgin şekilde görebildiğime göre uzağa düşmüş olamaz. Veya daha büyük değildir... Çünkü görüntüsü çok canlıydı... Uzağa düşen daha büyük göktaşı olsa alevlerini, kıvılcımlarını, dumanını böylesine net görmem imkansızdı. Canlı gibiydi, havai fişekleri aklıma getirmişti...

Bir fındık kadardır, en çoğu ceviz büyüklüğünde... Yere düşecek parçası kalmayacak kadar yanmıştır muhtemelen. Bezelye kadar kalanı yere ulaşmayı başarmışsa bile bulunması imkansızdır sanırım. Burası bembeyaz karların uçsuz bucaksızca uzandığı Antarktika değil ki, birinin gözüne ilişsin. Bin bir türlü karmaşanın kim bilir hangi birinde yitip gidecektir.

Çok kişi gibi daha önce göktaşı düşüşlerine denk gelmiştim fakat hepsi, genel deyimle 'yıldız kayması'na tam uyan, kuyrukları zar zor seçilen minik ışıklardı. Hiçbirinde insanı heyecanlandıracak bir şey yoktu. 

Bugünlerde göktaşı kaymaları yaşanacağından haberdardım ama pek aldırmamıştım. Daha önce görüşü iyi yerlere gitmesine gitmiştim de, beklerken sıkıntıdan patlamak yüzünden isteksizleşmiştim.

Serinlemek, bir de sigara içmek için balkona çıkmış, şezlonga oturup bacaklarımı balkon korkuluğuna uzattıktan kısa süre sonra gözüme ilişince çığlıkla yerimden fırlamıştım. Karşı otoparkın kaldırımına sandalye atıp gevezelik edenler 'Ne oluyor bu manyağa' bakışları atınca, önce söyleyeyim istedimse de geçtim yerime oturdum. Neyi nasıl anlatacaktım... Bir süre daha bekledim başkasını görürüm umuduyla, denk gelmedi... Kızların, müthiş geçen Brezilya maçı çoktan başlamıştı, içeri girdim.

Eğer Regatta'nın terasında veya sahildeki banklardan birinde oturuyor olsaydım bu eşsiz görüntünün doyasıya tadını çıkartabilirdim.

Sağlık olsun.

Ya da...

Çok yakınıma düştüğü için oradayken sadece gelişini görür, yere yaklaştıkça yoğunlaşan havanın artırdığı sürtünme yüzünden şiddetlenen yanmayla oluşan buradaki eşsiz görüntüleri kaçırırdım belki de... Kestirmek mümkün değil, kim bilir nereye düştü.

Kıymetini bileyim.



                Eyüp Şeker






TABUTUNA ÇİVİ ÇAKMAK


BERİBERİ OLMAMAK İÇİN VİTAMİN MANYAĞI OLMAK!

Tablet mucizesine inanmaya devam edenler için son bilimsel araştırma da yeterli olmamış, neden kullanmaları gerektiğine dair gerekçeleri bir bir sıralıyorlar.
Gerekçeleri sıralarken ne mi yapıyorlar?

“Ham yapın bakiiimm, yoksa öcü gelir” diyorlar.

“Ham yapınca 40’ından sonra ne olur? Teneşire yatkınlık bakımından soruyoruz yani” denirse duymuyorlar bile.
“Yut yut, iyi gelir” diyorlar.
“Nereden biliyorsunuz iyi geldiğini?" diye sual edecek olursanız, “Her gün multivitamin yutmazsanız Skorpit olursunuz, Beriberiyle kıvranır, yarık dudaklı çocuklar doğurursunuz” karşılığını veriyorlar.
Açık açık bunu yapan multivitamincilerin ya aklından ya da ahlakından kuşkulanmak gerekmez mi?
Haklısınız çok öfkeliyim ve öfkem her geçen gün büyüyor. Çünkü bilerek ya da bilmeyerek alenen insanlar kandırılıyor, sağlıklarıyla oynanıyor, gereksiz yere paraları saçılıyor.
Yanıltma nasıl mı yapılıyor? Doğrular ve belirsizlikler kullanılarak…
Yaşları 50-79 arasında değişen 162 bin kadın incelenmiş bu son araştırmada. Kadınların yüzde 41’i 15 yıldır düzenli vitamin kullanıyormuş. Sonuç; kullananlarla kullanmayanlar arasında sağlık sorunlarıyla ilgili iyiliğe dair bir fark bulunamamış. Araştırma bunu söylüyor ama inançlarına toz kondurmamakta çok kararlı olanlar “Kullanmaya devam etmeliyiz” demeye devam ediyorlar.
Malum, herhangi bir vitaminin eksik olup olmadığını öğrenmeden tablet kullanmak çok yaygın. Daha vahimi kimsenin aklına bile gelmiyor ihtiyaç olup olmadığını sorgulamak. Her yerde satılan türlü vitaminden kafasına yatanı/sokulanı alıp sofrasına koyuyor herkes.
Bugüne kadar yapılan araştırmaların hiçbirinde vitamin tabletlerinin fazladan sağlık ve iyilik getirdiğine dair en küçük bulgu elde edilememiş. Yapılan bütün araştırmalarda, uzun süreli tablet alımlarında bir yarara rastlanmazken, ölüme varıncaya dek pek çok ciddi tehditlerin ve tehlikelerin ortaya çıktığı görülmüş.
Doğru; vitamin eksikliğinde çok ciddi rahatsızlıklar ortaya çıkmaktadır.
Ama unutmayalım, eksikliğinde çıkmaktadır.
Düzenli vitamin alınması durumunda neler olduğu sorusuna yanıt arayan bütün araştırmalar, böylesi bir alışkanlığın bir etki yapmadığını hatta zararlı sonuçlar doğurabileceğini ortaya koyuyor.
Halbuki belli vitamin belli süre alındığında giderilecek veya önlenecek rahatsızlıklar için veya bu hastalıklar bahane edilerek sürekli olarak multivitamin kullanın denmektedir. İşte sergilenen büyük yanlış ve yanıltıcı yaklaşım budur.
İkinci önemli hata ise, neden düzenli olarak multivitamin almamız gerektiğine açıklık getirilmemesidir. Şehir hayatı pek çok şeyi yutuyor veya eksik almamıza sebep oluyor gibi içi doldurulmayan genel ve belirsiz ifade gerekçe olarak sunulmaktadır. “Peki, ne oluyor şehirde, hangi vitamin eksik kalıyor, hangi mineral yok oluyor?” sorusu ise hiç yanıtlanmıyor.
Ve sonuçta ihtiyacımız olmayan vitaminleri almanın zararları da, durup dururken almanın bir yararı olmadığı da göz ardı ediliyor.
“Siz alın, iyi gelir”den daha fazlasını söylemeleri gerektiğini anlamalıdır multivitamin öneren hekimler.
Çünkü artık pek çok kişi “Neden alalım, yararı yokmuş, hatta zarar bile veriyormuş” diyor.
Neden her gün hap yutalım?
Bilimsel araştırmaların birçoğunun tek bir ortak sonucu var: Bulgulara dayalı eksiklik söz konusu değilken vitamin almak ve bunu alışkanlığa çevirmek hem yararsızdır, hem de çok tehlikeli sonuçlar ortaya çıkartabilmektedir.
Kısacası “Benim vitamine ihtiyacım var mı?” sorusuna bilimsel yanıt almadan vitamin kullanmayın diyor bütün araştırmalar. Yani elinizde bilimsel bir tahlil veya hekim tespiti yokken vitamin tableti almak yarar değil zarar getiriyor diyorlar...  
Peki haalaa multivitamin önerenler ne diyor?
“Şu vitaminin eksikliği şu rahatsızlığa sebep oluyor, düzenli vitamin alın.”
Yani multivitamin kullanmayanlarda şu şu hastalıklar ortaya çıkar demiyorlar.
Sadece “Bu vitamin eksikse şu hastalık belirir. İyisi mi siz tablet kullanın, yakalanmayın bu hastalığa” diyorlar.
Hastalığın ortaya çıkıp çıkmamasıyla multivitamin kullanmanın bir ilgisi yok.
Buna rağmen “Siz düzenli alın ki hastalığa yakalanmayın” diyorlar.
Bu yaklaşımları bilimsel mi?
Kesinlikle değil.
Hatta etik bile değil.
Yaptıklarının herhangi bir aktarın yaptığından en küçük farkı yok. Adeta kulaktan dolma bilgilerle tavsiye edip duruyorlar bir takım şeyleri.
Oysa araştırıp bize söylemeleri gereken; düzenli multivitamin kullanmak şunlara şunlara iyi geliyor, kullanma alışkanlığınız yoksa şu şu rahatsızlıklar ortaya çıkıyor.
Bunu demiyorlar.
Diyemezler de…
Çünkü bilmiyorlar.
Tek söyledikleri: C vitamini eksikliğinde skorpit ortaya çıkar, düzenli multivitamin alın. Beriberiyle boğuşmak istemiyorsanız düzenli hap yutun. Yırtık dudaklı-damaklı çocuğunuz olmasını istemiyorsanız multivitamin çantanızdan eksik olmasın.
Beriberiye neden yakalanacağımızı ve nasıl kurtulacağımızı biliyoruz, siz bize, Beriberiye yakalanmamak için neden vitamin manyağı olmamızı istediğinizi anlatın.
Sıkıldık artık, Skorpit olmak istemiyorsanız düzenli olarak multivitamin yutun demenizden.
Alkolik değilim, çocuk doğurmayı düşünmüyorum, Ortaçağ şartlarında aylar sürecek gemi yolculuğuna çıkmak hedeflerim arasında yok; neden multivitamin manyağı olmam gerekiyor?
Biliyoruz, hamileysek B11-B9 takviyesi yapacağız, alkolik olursak Becozym iğnesi yaptıracağız, meyve sebze kısıtlaması altında kıvranıyorsak C’yle haplanacağız. İyi de bütün bunların multivitamin manyağı olmakla ne ilgisi var?
Düzenli vitamin yutun diyenler bunu açıklamalıdırlar bizlere.
Diğer yandan “Tablet yutma alışkanlığı olmayanlarla olanlar arasında sağlıklı ve iyi olma açısından bir fark yok, haybeye yutmayın” diyor konuya eğilen araştırmacılar.
Multivitaminciler ise her gün yutun, iyi gelir demeye devam ediyor. Neye dayanarak bunu söylüyorlar? Yutanlarla yutmayanlar arasındaki farkı araştırdılar mı?
Araştıranlar “Yutmayın” diyorlar.
“Yutun” diyenler ise araştırmamış.
Sarsılmaz inançlılar “Yutun” diyenleri dinlemeyi yeğliyor.
Oysa yutun diyenleri dinlemeden önce yapılması gereken, “Vitamin eksikliğinde ortaya çıkan her hangi bir belirti taşıyor muyum?” sorusunu sormaktır. Aslında daha en başında hekimin sorması gereken bir sorudur bu ama akıllara gelmiyor bile.
“Yutun” diyen uzmanlara sormamız gerekiyor: “Bir şehir yaşayanı olarak hangi vitaminleri mineralleri eksik alıyorum ki bana multivitamin tavsiye ediyorsunuz?”
Ama kesinlikle “Tozlu kirli şehir hayatında eksik besin alınıyor” gibi genel bir ifadeyi kabul etmemeliyiz.
“Ben” demeliyiz, “Bende ne eksik var, ne gördünüz bende?” diye diretmeliyiz.
Eksik vitamin veya minerali öğrenirsem gider sadece onu alırım, neden yığınla vitamin mineral dolu hapları yutayım?
Market raflarındaki gıdalar yeterince besleyici değil, kirli şehirler vitaminlerimizi minerallerimizi yutuyor gibi genel ifadeler bana kesinlikle yetmez. Ne yüzünden ne eksildi bende ki, bana “Hap yutun” diyorlar. Bunun açıklanmasını isterim.
Üstelik artık makarnasından sütüne, hazır yemeğinden suyuna pek çok gıda, vitamin ve mineral takviyeli olarak satışa sunuluyor,  neredeyse takviyesiz katkısız yiyecek bulamaz hale gelmişiz… Bir de üstüne her gün en az bir hap…
Haalaa mı eksik, haalaa mı iyi geliyor… Vitamin süngerine döndük, farkında değil misiniz?
Olmazsa olmazlarımız oksijenle suyun bile fazlası zararlı, hatta öldürücü. İnsanın evrimleşme sürecinde hiç yer almamış sentetikler veya az ve belli miktarlarda yer almış pek çok doğal vitamin ve mineral mi zarar vermeyecek?
Mümkün mü bu?
Peki düzenli multivitamin kullanan siz, kendinizde ne eksiklik görüyorsunuz? Sizce ne eksik sizde, neyin eksikliğini görüyorsunuz kendinizde? Plasebo etkisinden sıyrılarak kendinize bakabilir ve bende bu eksik veya fazla, şuna ihtiyacım var, şuna yok diyebilir misiniz?
Evet, hangi vitaminin eksikliğini görüyorsunuz kendinizde? Ya hekimleriniz ne gördüler de size vitamin verdiler?
Aslında kimsenin hekime sorduğu falan da yok ya. Gazete kupürünü kapan koşturuyor eczaneye.
Ölümsüzlüğün dayanılmaz çekiciliği…
İşin gerçeği şu ki, hekimler çok büyük çoğunlukla hiçbir eksik görmüyorlar. Çünkü vitamin eksikliğiyle ilişkili bir durum söz konusu değilse bakmıyorlar bile. Çünkü incelemeye gerek bile görmüyorlar. Çünkü vitamin almanın iyi geldiğini bellemişler. Neden baksınlar herhangi bir eksik olup olmadığına? Gerek yok ki, zaten iyi gelen bir şey, vitamin alın gitsin.
Yaşanan bu süreç ıspanak vakasını anımsatıyor: Uzun yıllar demir var diye ıspanak yedirildi insanlara. Oysa vakti zamanında bir virgül hatası yapılmış ve uzun yıllar kimse araştırma gereğini görmemişti. Önemsiz bir ayrıntıydı, ne gerek vardı araştırmaya! Hem Temel Reis’in tahtını sarsmanın ne alemi vardı?
Bugüne dek vitamin tabletlerinin fazladan sağlık ve iyilik sağladığına dair en küçük bulgu elde edilememiştir. Ve aksini söyleyen kimse de çıkmış değil. Tabii plasebo etkisini iyileşme sayanları hariç tutmak gerekiyor. Onların hepsine göre müthiş iyi durumlar söz konusu.
Bir yanda binlerce kişi üzerinde uzun yıllara dayalı araştırmalar, diğer yanda “Multivitamin yutmak iyi gelir…” tavsiyesi.
Tamamen yüzeysel bilgiden başka şey değil tavsiyecilerin bu davranışı. Yine de “Yutma” eğilimlileri ikna etmeye yetiyor.
“Bu tavsiyeleriniz hangi araştırmaya incelemeye dayanıyor? Multivitaminlerle zımba gibi olmuş kimleri örnek verebilirsiniz?” sorularını sormak gerekmez mi haalaa vitamin tableti tavsiye edenlere?
Hamile kalmak isteyenlere sipina bifida hastalığıyla veya yarık damak-dudak hastalığıyla karşılaşmamaları için folik asit öneriliyor. Folik asit takviyesi yapılmazsa eğer her gün hiç aksatmadan çiğ olarak 2 kilo brokoli yemek gerektiğinden söz ediyor bir hekim. Çok açık ki bu sözlerini belli bulgulara dayandırıyor… Yaklaşım doğru gibi gözükse de yansıtış/yansıtılış şekli yanlış ve yanıltıcı. Çünkü neden düzenli olarak her gün multivitamin alınması gerektiğine kanıt olarak sunuyor verdiği örnekleri.
“Biz de ana oğul her gün alıyoruz” diye de ekliyor.
Özetle “Multivitamin almazsanız yarık dudaklı çocuklarınız olur” demekte.
Brokoli yakın zamanda yaşamımıza girdi. Düzenli vitamin kullanma alışkanlığı da yeni sayılır… Bu durumda, bunlardan önce yarık damak-dudak hastalığı daha sık görülüyordu denebilmesi için araştırmak gerekiyor. Bilim bunu şart koşar.  Günümüzde her gün 2 kg çiğ brokoli yiyen veya her gün vitamin yutanlarda yarık dudak-damak hastalığı görülmüyor veya çok az görülüyor diyebilmek için de araştırmak gerekiyor. Brokoliyle ve vitaminlerle hiç işi olmayanlarla, vitaminleri yemek masasından hiç eksik etmeyenler arasında bir kıyaslama yaparak “Multivitaminleri düzenli almak yarık dudaklı çocuklarınız olmasını engeller” diyebilmek için araştırmalıdır. Bu bilimsel yaklaşımdır.
Peki, bu hekimler böyle bir araştırma yaptılar mı? Veya başkaları tarafından yapılmışsa alıp incelediler mi?
Bir takım bilgileri bilerek veya bilmeyerek kendi eğilimleri, hatta daha da kötüsü çıkarları doğrultusunda kullanmanın ise tanımı açıkça bellidir.
Yapılması gereken, multivitamin kullanma alışkanlığı olan gruplarla, bu alışkanlığı olmayan grupları incelemektir. Ancak bu taktirde çıkıp “Multivitamin kullanma alışkanlığı olanlarda hiç kullanmayanlara göre şu şu hastalıklar daha az veya hiç görülmemektedir. Multivitamin kullanın…” diyebilirler. Eğer ellerinde böyle veriler yoksa diyemezler, dememelidirler.
C vitamini eksikliğinde skorpit hastalığının ortaya çıktığı doğrudur. Yanlış olan ise ihtiyacı olup olmadığına bakılmaksızın “Tablet alın yoksa skorpite yakalanırsınız” deyip vitamin tableti dayamaktır.
C vitamini eksikliğinin skorpite sebep olduğunu bilmek her gün multivitamin tableti almayı gerektirmez.
Hastalıkla ilgili bilgi doğrudur ama uygulama yanlıştır, aldatıcıdır.
Doğru bilgi yanlış şekilde kullanılmaktadır.
“Şu şu hastalıklara yakalanılmaması için düzenli şekilde vitamin tabletleri yutturarak hastalıklara engel oluyor muyuz?” sorusunun cevabını bilmeden, hatta hiç kafa yormadan yapmaktadırlar tavsiyelerini.
İşte yanlış olan budur.
Araştıranlar “Düzenli vitamin almak bir şey değiştirmiyor” demekteler.
“Yutun” diyenler ise sadece “Şunun eksikliğinde bu hastalık peydahlanıyor, düzenli vitamin yutun” diyorlar. Oysa sürekli öne sürdükleri bu gerekçelerin düzenli vitamin alıp almamayla hiçbir ilgisi yok.
Bilerek veya bilmeyerek insanlar yanıltılıyor “Beriberiye, Skorpite yakalanmayı, yarık dudak-damaklı çocuğunuz olmasını istemiyorsanız düzenli olarak vitamin yutun” deniyor. Evet, yapılan tam olarak bu.
Yarık dudak-damak rahatsızlığıyla karşılaşmamak için hamilelik döneminde alınmalı denmesi yeterliyken, neden sürekli hap yutun dediklerine açıklık getirmek zorunda olduklarının farkında değil mi tavsiyeci hekimler?
Elimizde birçok araştırmaya dayanan vitamin tableti kullanma alışkanlığının zararlarına dair bilgiler olmasına rağmen, multivitamin kullanma alışkanlığının yararlarına dair en küçük bulgu yok. Buna rağmen yararlı olduğuna inananların ödü kopuyor vitaminlerden uzaklaşmaktan.
Beriberiye yakalanmakla, yırtık dudaklı çocuk sahibi olmakla ne ilgisi var her gün multivitamin yutmanın?
İçimiz dışımız kepekli ürün doldu, ne işimiz olur Beriberiyle, niye yutalım hapları? Hepimizin her yıl çocuk doğurduğu mu var ki her gün indirelim mideye multivitaminleri?
“Aman ha, bak şu rahatsızlık ortaya çıkıyor, siz vitamin kullanın” diyorlar.
Anladık neler olduğunu. İyice ezberledik artık, biliyoruz neyin eksikliğinin neye sebep olduğunu.
Siz asıl, düzenli vitamin almanın yararlarına dair bilimsel verileriniz var mı, ondan söz edin bize.
Sürekli olarak ‘eksikliğinde şu oluyor, aman ha vitamin alın’ deyip durmayın. Anladık ne eksik olursa beriberi olur, biliyoruz Skorpit nasıl ortaya çıkar.
Sizin multivitaminleriniz neye yarıyor ondan söz edin bize. Sürekli aynı şeyleri tekrarlayıp durmayın.
Multivitaminleriniz bir işe yaramıyor diyor yapılan bütün araştırmalar.
Siz ne diyorsunuz?
Multisi multi olmayanı, düzgün beslenen sağlıklı insanlarda bir işe yarıyor mu, yoksa sorunlara mı sebep oluyor?
Araştırdınız mı?
Bir şekilde ezberlediğiniz şeyleri papağan gibi sürekli tekrar edip durduğunuzun farkında mısınız? Başka hiçbir şey yok elinizde.
Şu eksikse bu olur, bu eksikse şu olur?
Anladık.
Peki, multivitamin alınırsa ne olur?
Bunu bilmediğinizin farkında değil misiniz?
Eksikliğinde ortaya çıkanlardan hareketle, daha çok da bu rahatsızlıkları bahane ederek  “Multivitaminler düzenli alınmalıdır” diyor ama düzenli kullanımın sonuçlarını araştırmıyor, dahası merak bile etmiyorsunuz.
Evet, düzenli alınırsa ne oluyor?
Epeyce uzman araştırıyor, bulduklarını açıklıyor ve “Aman dikkatli olun, şu kadar insanı şu kadar süre inceledik ama bu alışkanlıklarının iyileşme yarattığına dair bir bulguya rastlayamadık. Aksine ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşılacağına dair bilgiler edindik” diyorlar.
Evet, bazı araştırmacılar vitamin kullanmakta çok ama çok dikkatli olmalı, hekimlere danışmadan kendi başınıza kesinlikle almamalısınız diyorlar.
Siz multivitamin alın diyorsunuz? Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz? Düzenli vitamin almanın yararlarına dair bilimsel araştırma ve incelemelere dayanan herhangi bir bilgi var mı elinizde? Sakın “Eksikliğinde şu oluyor…” diye başlamayın yine. Düzenli vitamin alınınca neler oluyor onu söyleyin.
Beriberiye yakalanınca neler yememiz gerektiğini, yiyemezsek hangi vitamini ne süreliğine kullanacağımızı çok iyi biliyoruz. Bunun her gün vitamin hapı yutmakla ne ilgisi var, siz ondan söz edin. 
Belki sizler ölümsüz Süpermenler olacağınıza inanıyor olabilirsiniz ama bizim bununla ilgili çok ciddi kuşkularımız var ve en azından bir kısmımız artık ölümsüz Süpermenler olmak istemiyoruz.
Süpermenlik sizin olsun, biz yaşarız Beriberimizle.

Eyüp Şeker
14-16 Şubat 2009




KONUYLA İLGİLİ DİĞER YAZILAR:


TUTSAĞA YUTTURMAK
YUTALIM MI YUTMAYALIM MI?





"KUŞ BEYİNLİLER İTİNA İLE TEDAVİ EDİLİR"



Geçen yaz başlayan, kuşbeyinlinin alkolikliği ne olacak beklemesi şimdilik sona erdi. İleride nelerle karşılaşılır bilinmez.

Buzlukta bekleyen mısırlarla Tutsak'ı test etmeye karar verdikten sonra aldığım notlar:

11.11.2011 10:47 İki buçuk ay sonra çeyrek koçan mısır verdim kuşbeyinliye. Tepkisi hiç beklediğim gibi olmadı. Aksine o eski hallerinden eser yoktu. Mısır verirken tepkilerini kaydetmek için karşısına üçayak üzerine kamerayı kurdum. Hemen hır çıkarttı, bağırıp çağırmaya başladı. Mısırı gösterirken de, kafese yerleştirirken de bu yaygaraları devam etti.
Ne mısır görünce hipnotize olmuşçasına gözleri irileşti, ne de ayakları üstünde yaylanırken dilini şaklattı.
Büyük ihtimalle kameraya tepki göstermek yüzünden mısırı gördüğünde o bilindik davranışlarını sergilemedi.
3 gün geçmesine rağmen ağzını sürmedi mısıra. Unuttu mu yoksa küfelik olmayı, ne oldu kuşbeyinliye?

11.12.2011 11:59 Tam bir ay mısıra dokunduğunu hiç görmedim. Nihayet bugün, tamamen kuruyup sertleşmiş mısırı kemirmeye başladı. Yediğine dair bir şeye tanık olmadım, hemen hepsini ufalayıp döktü. En sonunda kalan yaklaşık 1 cm kalınlığındaki koçan parçasını da su kabına attı. O ayyaşlık döneminde benzer biçimde fıstıkları atmıştı su kabına. Bu davranışının yarattığı belirsizliği ortadan kaldırmak için su kabının yanındaki fıstıkları kaldırmıştım. Bu öylesine bir savrukluk mu yoksa bilinçli olarak suda ıslatmaya mı çalışıyor, bilmek mümkün değil. Umarım ileride bu davranışına dair bir şeylere tanık olurum.
Mısırı bekletmesi dışında, ayyaşlık günlerini anımsatır bir şeylere tanık olamadım. Zaten mısır da fermente olamadan kuruyup gitti. Zira kalorifer yüzünden evin havası çok kuru. Diğer yandan, aylardır buzlukta bekleyen mısırların içinde sıvı kaldığı da kuşkulu. Kısacası, ne mısır ne de ortam, ayyaşlığını doyurmaya kesinlikle uygun değil. Taze mısır çıktığında ancak test edebileceğim ayyaşlığını.

Sonraki haftalarda verdiğim mısırlardan bir ikisini daha bekletti birkaç hafta, sonra bundan tamamen vazgeçti. Kalan 10-12 parçayı kafese asar asmaz yemeye başlıyordu.

14.05.2012 16:49 Bugün, geçen yazdan sonra ilk kez taze mısır verdim Kuşbeyinliye. Yine büyülendi, dilini şaklattı, bacakları üzerinde yaylandı. Başta pek ilişmemişti, galiba fermente için bekletecek dememe kalmadı az önce yarısını götürdü taze mısırın.
Aylarca buzlukta bekleyerek nemini yitiren mısırları kuru havalı evde vermemin faydası, alkol yapıp kafayı çekmekten vazgeçmesi oldu belki de. Bakalım göreceğiz...

Sonrasında düzenli şekilde haftada 1-2 kez çeyrek koçan mısır vermeyi sürdürdüm. Bir şey değişmedi. Elimde gördüğü andan itibaren o bilindik davranışlarını sergileyip daha kafese asarken anında yumuluyor mısıra.

Ayyaşlık kayboldu, pisboğazlık tam gaz.

Kim bilir belki de, çok sıcak ve aşırı nemli günlerde ayyaşlığını hatırlayıp fermantasyon işlemlerine girişir de, geleceğin neler göstereceğini öğreniriz.




                           Eyüp Şeker














'HAYAT BAZEN TATLIDIR'



Bir Amerikan sözü der ki, "Medya yeni bir at bulduğunda ölünceye kadar kamçılar".

Ben de derim ki, "Kafayı 'Yardımsever toplar...'la bozmuşlardan kimseye, hatta kendilerine bile hayır gelmez".

Çok değerli Büyüğümüz der ki; "Hiç ders alınsaydı tekerrür eder miydi hayat".


Eyüp Şeker